Filistin- İsrail Savaşı Perde Arkası 3. Bölüm
- Seyyid Seyfullah
- 10 Ara 2023
- 6 dakikada okunur
Bismillahirrahmanirrahim
Meded Ya Resulullah
Destur Ya Ali, Destur Ya Mehdi, Destur Ya Rical’el Gayb
Himmet Ya İsa Ruhullah as.
Gelelim bu savaşta Hristiyan ülkelerin desteğine. Bu da savaşın bambaşka bir katmanı.
Büyük savaşların, tarihsel süreç içinde temel nedeninin, ekonomik çıkar çatışmaları olduğu aşikardır. Geçmişte, Hristiyan ülkelerin çıkar temelli savaşlarını haklı göstermesi için din kullanılmıştır. Örneğin, Orta Doğu'daki Haçlı Seferleri, temelde ekonomik çıkarlara dayanmaktadır, ancak o dönemin koşulları gereği bu savaşlar dini gerekçelere dayandırılmış ve tüm Hristiyan toplumu tarafından haklı bulunmuştur. Günümüzde ise paradigma değişmiş, din savaşları yerine demokrasi, insan hakları, eşitlik, medeniyet gibi söylemlerle savaşlar haklı çıkarılmaya çalışılmaktadır. Batı toplumu, tüm tarih boyunca para için hiç kimsenin gözünün yaşına bakmamıştır.
Gazze’nin yakın zamanda gaz rezervini keşfetmesi ve Çin ile ortak bir şekilde bunların çıkarılacağı, BAE gibi zengin Arap ülkelerinden birine dönüşeceği haberi kulaklarınıza çalınmıştır. Rusların enerji krizine alternatif olarak, güçsüz bir ülkede bulunan rezervler, herkesin ağzını sulandıracak cinstedir. O yüzden tabir-i caiz ise pislik sineği gibi hepsi bu pastadan pay alabilmek için başına üşüştüler. Zaten bir yerde İngiliz desteği varsa, mutlaka orada para kazandıracak bir şeyler vardır.
Gazze’ye üşüşmelerindeki sebep sadece petrol ve gaz rezervinin ihracatı değil. Avrupa, uzun süredir ekonomik buhranlar yaşıyor. Özellikle Ukrayna savaşından sonra yaşanan enerji krizi, pek çok dev şirketi iflasın eşiğine getirdi. Tedarik zincirleri sekteye uğradı ve refah seviyeleri en alt rakamlara kadar indi. Tabi bu durum “hayalet ekonomi” dedikleri kamuoyundan gizli bir süreç. Sömürgecilik tarihinden bu yana hiç bu kadar ekonomik sıkıntı çekmemişlerdi. El mecbur, dünya altın rezervlerini ellerinde bulunduran Yahudi ailelerin kapısında, tıpkı ekmek kuyruğu bekler gibi, el pençe divana durdular. Deccalın halifeleri olan bu aileler, koskoca ülkelerin askeri, idari ve ekonomik olarak tüm gücünü kendilerine köle etme şartı ile kurtardı. Şuan istemeseler bile her çağrıldıklarında itaat etmek zorundalar. Her ne derlerse onu yapmak zorundalar. Bu uğurda ölecek askerleri, çıkacak halk isyanları ya da harcayacakları kaynaklarının hiçbir önemi yok. Haçlı seferlerinde nasıl ki papanın emrine itaat etmişlerdi, şimdi de bu Yahudi ailelere itaat ediyorlar. Bu yüzdendir ki Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan; “İsrail sen bir örgüt olabilirsin çünkü bu batının sana borcu çok ama Türkiye'nin sana borcu yok.” Demektedir.
Türkiye’nin uzun süredir ekonomik olarak darbe yemesi bu yüzdendir. Başımızdaki büyüklerimiz para kaynaklarını bu ailelerden almamakta ısrarcıdır ve uyguladıkları strateji sonucu, ekonomik bağımsızlık için mücadele etmektedirler. Döviz ve altın kurunun, petrolün dünya ekonomisine kıyasla manevrası, Yahudi ailelerinin Türkiye’yi ekonomik olarak köşeye sıkıştırıp boyun eğdirmek istediklerinden dolayıdır.
Eğer son seçimde 6’lı masa hükümete gelseydi, vadettikleri ekonomik kurtuluşu da bu fonlardan sağlayacaklardı. Evet, daha rahat yaşadığımızı düşünecektik, çoğu ekonomik buhranlarımız sona erecekti fakat her birimiz Deccalın halifelerinin kölelerine dönüşecektik. Yazının en başında da dediğim gibi, Mümin olanın basireti açık olur. Çoğu şeyi bilmesek de kalbimiz doğruyu sezdi ve “Hak geldi, batıl zail oldu. Şüphesiz ki batıl, yok olmaya mahkûmdur.” Allahu Teala da bu cihatta yar ve yardımcımız oldu, çok daha kötüye gitmesi gereken şeyler bereketle doldu. Hilafete gebe bir ülkenin ekonomik cihadı bereketle elbette diri kalacaktır. Bu savaşta Türkiye’nin rolünü başka bir yazıda açıklayacağım Allah’ın izni ile. Şimdi tekrar Avrupa’ya dönelim. Şuan İsrail’in çağrısına kimler destek veriyorsa, işte onlar deccalin önünde diz çökenlerdir.
İnsanoğlunun en büyük iki sınavı olan para ve din, bu savaşta el sıkışmış, ortalığı kana bulayacak bir canavarlığa dönüşmüş durumda. Eh İnsanoğlunun hırsına kurban gitmesi de en çok şeytan ve deccalin işine yaramakta.
Bu sebepler çoğu Hristiyan ülkenin desteği için yeterli elbette. Fakat aynanın öteki yüzüne de bir baktığımızda, yine Yahudilerinkine benzer saplantılı bir inanç meselesi daha olduğunu görürüz. Evanjelistler..
“Tanrıyı kıyamete zorlamak” tabirini elbette duymuşsunuzdur. Bu tabirin sahibi evanjelistlerdir. Evanjelistler Protestan mezhebinin içinde, İncil’i doğrudan ve yorumsuz kabul ederek tüm dünyaya yayma çabası gösterirler. Hristiyanların Siyonistleridir ve amaçları, İncil’de yazdığı gibi Ortadoğu’da kaos ortamı oluşturmak ve Yahudilerin vadedilen topraklarına ulaşmalarını sağlamaktır. Buna Tanrı’nın krallığını kurmak derler. Böylece Mesih tekrar gelecek, Armageddon savaşı yaşanacak ve kıyamet kopacaktır. Kıyameti hazırladıkları ve Yahudilerin vadedilen topraklarını kazanmalarına yardımcı oldukları için, Tanrı onları seçkin yardımcılar olarak yaratmıştır. Bu fedakarlıklarının ve hizmetlerinin ödülünü ahirette alacaklardır.
Bu şekilde saçma bir misyonu neden yüklenir insan diye sormaktan kendimizi alamıyoruz elbette. Durumu genel olarak ele aldığımızda, nüfus olarak az olan Yahudilerin, nüfusu fazla olan Hristiyan toplumlarda aidiyet ve dayanışma bağları inşaa ederek kendi arkalarını kollayan kankalar edinme projesidir diyebiliriz.
Şuan İsrail ordularında, Avrupa’dan ve Amerika’dan İsrail’i savunmak için gelen pek çok Evanjelik asker vardır. Müslümanlardaki cihat ibadetini, kendilerine göre modifiye ederek “Tanrı’nın krallığını kurma” misyonuyla savaşmak için geldiler. Aynı şekilde PKK içindeki Hristiyan teröristlerin de evanjelik olduklarını biliyoruz.
Bu saplantılı inancın asıl finansmanı ise İngiltere'dir. İngiltere, tarihsel olarak Vatikan'ın denetimini reddederek özgürleşmiş ve Protestan mezhebine dönerek Anglikan Kilisesi'ni kurmuştur. Krallarını kilisenin en yüksek otoritesi olarak kabul etmişlerdir. Evanjelist misyonerlik faaliyetleri ile Doğu Akdeniz'de etkili bir nüfuz alanı oluşturmayı amaçlamışlar ve sömürgelerde kendi kiliselerine bağlı bir cemaat yaratma yoluna gitmişlerdir. İngiltere, Amerika'dan Hindistan'a ve birçok sömürge devletine yayılan misyonerlik çalışmaları ile büyük bir imparatorluğun temelini sağlamlaştırmıştır.
Evanjelizm, Kudüs-Suriye ve çevresinde de yayılmaya çalışılmış, ancak Ortodoksların Osmanlı Sultanları'na rahatsızlıklarını iletmeleri sonucunda faaliyetler sona erdirilmiş ve okulları kapatılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun sonrasında, özellikle Lübnan gibi Ortadoğu bölgelerinde bir dizi misyonerlik faaliyeti ile kendilerine taraftar kazanmayı başarmışlardır.
Anglikan Kilisesi, Katolik temeli üzerinde Protestan ve Apostolik (Havarilerin öğretilerine bağlı) doktrinlerin birleşiminden oluşan bir mezheptir. Bu nedenle, Ermeni Kiliselerinin “Ortodoks apostolik” olması, İngiltere ile olan bağlarını ve Rus, İstanbul, Kudüs Ortodoks Patrikleri ile farklı bir grup olduklarını gösterir.
Yine bu bağlamda PKK içindeki Hristiyan teröristlerin evanjelik olması ve birçok Ermeni kökenli teröristi de barındırması, İngiliz ve Amerika’nın PKK desteğini anlamlaştırmış oluyor.
Tanrı'nın Krallığını kuracakları toprakların çoğu İncil'de bahsedilen ahir zaman olaylarının gerçekleştiği Türkiye’dedir. Bu nedenle daha önce pek çok kez deneyip bir türlü Hristiyanlaştıramadıkları Türkler, Evanjelistler için en büyük düşman olarak görülmektedir.
Evanjelikler, Amerika'yı da Tanrı'nın vadettiği zengin topraklar olarak görürler. Amerika'nın güçlü ve etkili bir ülke olmasına bu inançları vesile olmuştur. 18. Yy sonlarında Büyük Uyanış olarak bilinen dönemde evanjelizm hareketi Amerika’da büyük yankı yaratmış, siyasi ve politik temelleri sağlamlaştırılmıştır. Siyasi amaçlarını ilerletmek için özel siyasi organizasyonlar ve güçlü lobi grupları oluşturmuşlardır. Bu gruplar, evanjelik değerlerini yasama organlarına ve hükümete taşımışlardır. George H.W. Bush, George W. Bush, Bill Clinton en önemli evanjelik başkanlardır. Bu isimler Ortadoğu’da kaos ortamını destekleyen ve büyük darbe almasını sağlayan isimlerdir. Büyük İsrail Projesine zemin hazırlamışlardır.
Evanjelistler hakkında etraflıca bilgi aktardıktan sonra gelelim binamızı inşa etmeye. Son günlerde İngiltere Başbakan Yardımcısı Oliver Dowden’ın “mum, pil ve radyo stoklayın” açıklaması gündeme bomba etkisi yaratmıştı. Onunla paralel zamanda Netflix’de yayımlanan, baş yapımcılığını Barack ve Michelle Obama’nın üstlendiği ve en çok izlenenler arasına giren “Dünyayı ardında bırak” filmi de planlarının haritası gibiydi. Her ikisinin de temelinde kontrollü karartma denilen “Black out” söylemi yer alıyor. 2015 yılında Türkiye’de enerji hattına yapılan siber saldırılar sonucu internet ve elektrik kesilmiş, hayatı felç edecek duruma gelmişti. Aynı şekilde Symantec isimli hacker grubunun pek çok Avrupa Ülkesinde de benzer saldırıları yürüttüğünü gözlemlemiştik. Kıyameti hızlandırmak isteyen Evanjelistlerin oyuna sürdüğü yeni taşı bu diyebiliriz.
Sıcak savaş bir yana, ülkeler arasındaki politik gerilim arttıkça devlet destekli veya terörist siber saldırılarda artıyor. Ancak enerji hatları, günümüz siber saldırılarına dayanıklılık gösterme konusunda geliştirilmedikleri için hala en riskli noktalar olarak kalmaya devam ediyor. Elektriğe ve iletişime olası bir müdahale büyük devletleri diz çöktürebilir, iç savaş çıkarabilir, işgal ve kitlesel ölümlere yol açabilir. Tıpkı kaos isteyenlerin yapabileceği bir şey değil mi?
İsrail- Filistin davasında, Yahudi para babalarına borcunu ödemek için adım atan fakat halkını yanına almayı başaramayan ülkelere tanrı rolünü oynayanlardan büyük bir ceza olarak da bu koz öne sürülüyor olabilir mi?
Dünya üzerinde iki yıllık elektrik kesintisi, istedikleri yeri işgal etmeleri için yeterli bir süre değil mi?
Cadıların kaynattığı fitne kazanı dışında Siyonist ve Evanjelistlere karşı Hristiyan Birliği de harekete geçmiş durumda. Yahudi’ler puta tapınmayı reddeder, kitapları puta tapanları öldürmelerini söyler. Evanjelistler de kiliselerinde heykel, resim gibi Katoliklerin veya Ortodoksların ayinsel nesnelerini bulundurmazlar. İki grup, klasik Hristiyan diyebileceğimiz kitle ile bundan dolayı gizli bir savaş halindedirler. Onları putperest olarak görür, semavi bir din olarak kabul etmezler.
Katoliklerin yapılanması Opus Dei, İspanya’da ve latin kökenli Amerika’lılar arasında yaygın bir tarikattır. Onlara göre Papa peygamber gibidir. Vatikan ile birlikte hareket ederler ve yeraltı tüm ayak işlerini hallederler. Kudüs’de Hz. İsa’nın yattığı söylenen Kutsal Kabir Kilisesi, Vatikan için çok büyük önem arz eder. Son yıllarda bu kiliseye Yahudi yerleşimciler tarafından sık sık baskın yapılmakta, Kudüs Hristiyanları da işkenceye maruz kalmaktadır. Yahudilerin en kutsala dahi el uzatacak cürreti göstermeleri Vatikan’ın Kudüs’ü kaybettiği anlamına gelmektedir. Bundan dolayı Papa, Filistin hakkındaki açıklamasında “ Tanrı bize “Yeter!” deme gücü versin diye dua ediyoruz” demişti.
Filistin meselesinde İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in tutumu ve Filistin hakkında Avrupa Birliğine yaptığı çağrıda, jeopolitik olarak Filistin devletine desteğin Avrupa çıkarına olduğunu belirtmesi de bu durumu özetler nitelikte. Zira İspanya hükümetinin büyük bir çoğunluğunun Opus Dei tarikatı mensubu olduğu aşikar.
Hristiyan ülkeler arasında ekonomik çıkar savaşının altında gizli kapaklı dönen bu tarikat savaşları da Gazzeli Müslümanların kanları üzerinde oynanıyor. Gazze’ye verilen desteklerin öldürülen mümin evlatlarımızla hiçbir ilgisi yok.
Çoğunluğu protestan ve evanjelist olan Almanya’ya “Kiliseleri bombalıyor. Ben bir müslüman olarak bundan rahatsız oluyorum. Sen bir Hristiyan olarak rahatsız olmuyor musun?” diye cevap veren Cumhurbaşkanımızın da siyasi arenada Hristiyanlar arasındaki bu sessiz savaşa atıfta bulunduğunu görebiliyoruz.
Arapların sessizliğinin nedeninin oturdukları saltanat tahtlarının kiralık olması gerçeğini hepimiz çok iyi biliyoruz. İngilizlerden kiraladıkları bu ülkelerini kaybetmemek için ev sahipleri ne derse onu yapacaklar. Gazze’nin hesabını Türklerden başka hiç kimse sormuyor, soramayacak. Dünya’daki tüm şer odakları birbirine dolaşmış çözülmez Gordion düğümü gibi Gazze’nin üstünde birleşiyor. Mehdi a.s ve İsa a.s dışında Gazze’deki bu Gordion düğümünü çözebilecek hiçbir babayiğit yok.
İster enerji ile tehtit edilelim, ister bombardımana tutulalım, Türkiye’nin susturamadıkları sesi, Yecüc ve Mecüc önündeki Zülkarneyn Seti gibi sağlam, himmeti ala, manevi gücü Everest dağı kadar heybetli. Bu ses Tevhid’in sesi. Başımıza ne gelirse gelsin, Tevhid davasında güçlü durdukça, tüm dünya Kızıl Elma önünde diz çökmeye mahkum olacaktır.
NY
Comments